21. yüzyıl dünyası bir nevi modern dayatmaların dünyası olmuş durumda. Kapitalist düzen maddi doyumsuzluklarını tatmin etmek adına bir takım davranışları kültürel anlamda yerleştirmek amacıyla kitle iletişim araçlarını kullanıyor. Günümüz Türkiyesinde kitle iletişim araçlarının başını yıllardır olduğu gibi hala televizyon çekmekte ve bu yeni nesil kültürel ögeleri popüler kültür adı altında aşılamanın en makul aracıda televizyon. Televizyon sektörünün en büyük payını dizi ve reklam sektörleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla Türkiye'de ki izleyici kitlesinin önemli bir çoğunluğu vakitlerinin büyük bir kısmını dizi izleyerek geçiriyor.
Televizyon dizilerine bakıldığı zamanda günümüz senaryoları genellikle birbirini tekrar etmekte ve diziler birbirine benzemekte. Uyarlamalar dışında dizilere bakarsak diziler arasında pek belirgin farklar göremiyoruz. Dizilerden birine örnek vermek gerekirse aklıma No:309 geliyor. Çarşamba günleri yayınlanan dizi 2 sezondan ve 65 sezondan oluşmakta. İçeriğine baktığım zaman gözüme ilk olarak evlilik dışı bir ilişki ve bunun sonucunda evlenmek durumunda kalan bir ikiliyle karşılaşıyoruz. Tabi ki de ikiliden biri holding sahibi zengin bir iş adamı ve ortada yüklenilmek istenen bir servet var. Bunun yanında günlük hayatta da karşılaşılması mümkün olan evlendikten sonra zengin olan fakir kadının hayatındaki değişimde var tabi.
Diziler izlendikçe ekran da görülen her türlü meta veya davranış biçimi birer özentilik havası yaratmakta ve insanlara bu tarz durumlar normal ve basit gelmekte. Birçok kişi yaşadıkları hayatın bir televizyon dizisinden bir kurgudan ibaret olmadığının farkına varmadan ekranda gördüklerini hayatlarında uygulamaya çalışıyorlar ve genellikle başarısız oluyorlar. Bunun sonucunda bunalıma giren insanlar, kendilerini istedikleri gibi tatmin edememenin verdiği üzüntüyle bu popülaritenin içinde yer alma hırsıyla saplandıkları bataktan çıkamaz hale geliyorlar. Bu yüzden kültür kavramı yerini psikolojik zulüme bırakıyor.
Sosyal Cerrah
Burak Kayaalp
14 Aralık 2017 Perşembe
7 Aralık 2017 Perşembe
Kadın Yapar
Geçmişten beri süregelen ve toplumsal bir oyuk haline gelen bir mesele, aslında her ne kadar kendisi bir mesele olmasa da çeşitli zihniyetler yüzünden bu durum bir mesele haline getiriliyor. Kadının toplumdaki yeri...
Dünyada ve ülkemizde kadının toplumdaki yeri hep geri planda kalmıştır. Aynı durum içinde bulunduğumuz medya camiası için de geçerli. Medya kuruluşlarındaki kadın çalışanların sayısına baktığımız zaman direkt olarak bir eşitsizlik göze çarpmakta. Bunu birçok sebebe bağlamak mümkün. Geçmişten gelen "kadın çalışmaz" düşüncesi, yapılan işin erkek işiymiş gibi görülmesi, kadının bu meslek profiline uygun görülememesi hatta talebin yetersiz olması bile diyebiliriz.
Çalışma koşullarında yer alan bir takım tehdit unsurları da kadınları bu sektörden uzak tutabiliyor. Özellikle erkek çalışan sayısının fazlalığı kadın çalışanları tedirgin edebiliyor. Kadın birey her an kendini savunamayacağı düşüncesi ile bir çok işten kaçınabiliyor. Buradaki eksikliği kadının savunmasızlığına değil kadını böyle bir durum içine sürükleyen yapıya yüklemek daha doğru olur.
Ülkemizde kadına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 83. yıl dönümünde fakültemizde gerçekleştirilen bir etkinliğe katılan 3 kadın katılımcı olan Elif Çavuş, Meryem Akgün, Nurgül Günaydın'da bizlerle mesleğe atılma ve bugünlere gelene kadar başlarından geçen serüvenleri biz gazeteci adayları ile paylaştılar. Oldukça başarılı geçmişlere sahip olan bu gazeteciler bizlere bu mesleği kadınlarında ne kadar iyi yapabileceğini gösterdi.
Daha önce yer yer kadınların bu sektöre atılım göstermelerini sağlamak için bir takım girişimlerde bulunulmuş olasa da bu çabalar sonuçsuz kalmıştır. Toplumu ilgilendiren bir meselenin amacına en uygun şekilde ulaşabilmesi için erkek eli kadar kadının da elinin o meseleye değmesi lazım. Bunun için yapılan girişimlerin sayısının artmasının verimli olabileceği gibi katılımcı kesimlerinde seslerini daha iyi duyurabilmek adına daha iyi çalışmalara imza atmaları gerekmektedir.
Dünyada ve ülkemizde kadının toplumdaki yeri hep geri planda kalmıştır. Aynı durum içinde bulunduğumuz medya camiası için de geçerli. Medya kuruluşlarındaki kadın çalışanların sayısına baktığımız zaman direkt olarak bir eşitsizlik göze çarpmakta. Bunu birçok sebebe bağlamak mümkün. Geçmişten gelen "kadın çalışmaz" düşüncesi, yapılan işin erkek işiymiş gibi görülmesi, kadının bu meslek profiline uygun görülememesi hatta talebin yetersiz olması bile diyebiliriz.
Çalışma koşullarında yer alan bir takım tehdit unsurları da kadınları bu sektörden uzak tutabiliyor. Özellikle erkek çalışan sayısının fazlalığı kadın çalışanları tedirgin edebiliyor. Kadın birey her an kendini savunamayacağı düşüncesi ile bir çok işten kaçınabiliyor. Buradaki eksikliği kadının savunmasızlığına değil kadını böyle bir durum içine sürükleyen yapıya yüklemek daha doğru olur.
Ülkemizde kadına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 83. yıl dönümünde fakültemizde gerçekleştirilen bir etkinliğe katılan 3 kadın katılımcı olan Elif Çavuş, Meryem Akgün, Nurgül Günaydın'da bizlerle mesleğe atılma ve bugünlere gelene kadar başlarından geçen serüvenleri biz gazeteci adayları ile paylaştılar. Oldukça başarılı geçmişlere sahip olan bu gazeteciler bizlere bu mesleği kadınlarında ne kadar iyi yapabileceğini gösterdi.
Daha önce yer yer kadınların bu sektöre atılım göstermelerini sağlamak için bir takım girişimlerde bulunulmuş olasa da bu çabalar sonuçsuz kalmıştır. Toplumu ilgilendiren bir meselenin amacına en uygun şekilde ulaşabilmesi için erkek eli kadar kadının da elinin o meseleye değmesi lazım. Bunun için yapılan girişimlerin sayısının artmasının verimli olabileceği gibi katılımcı kesimlerinde seslerini daha iyi duyurabilmek adına daha iyi çalışmalara imza atmaları gerekmektedir.
6 Aralık 2017 Çarşamba
Bordo Klavye
Kitle iletişim araçlarının kullanım oranları her geçen gün arttıkça bu araçların kullanım alanları da bir o kadar artış göstermekte. Ülkemizde de kitle iletişim araçlarının kullanımına yoğun bir ilgi var. Özellikle internet kullanımı her geçen yıl katlanarak artıyor. İstatistiklere baktığımız zaman internet kullanım oranının %66 olduğunu ve her 10 haneden 8'inde internet kullanıldığını görüyoruz. (TÜİK)
İnternet kullanımı yaygınlaştıran ve bunu bir popüler kültür haline getiren unsur ise hiç şüphesiz sosyal medyadır. Bugün yoldan çevirdiğiniz herhangi bir vatandaşın en az bir tane sosyal medya hesabı olma olasılığı olmama olasılığından fazladır. Ülkemizde ilk popülerleştiği yıllarda sadece gençlerin ilgi odağı olabilen sosyal medya siteleri zamanla daha geniş yaş gruplarına hitap etmeye başladı. Özellikle Facebook'a baktığımız zaman 18-24 yaş aralığındaki kitlenin yerini artık daha yetişkin kitlelerin aldığını görüyoruz. Yaş aralığı ve geçirilen vakit arttıkça da sosyal medya sitelerinin kullanım amaçları farklılaşıyor. Üretkenlik ve paylaşım yerini tartışmalara ve hatta kavgalara bırakmaya başladı...
Eskiden bir konu tartışılırken tercih edilen en uygun ortamlara ev ortamını veya kahvehaneleri verebiliriz. Sonuçta kahvehane kültürü bugün hala devam etmekte ve kahvehanelere giden insanlar siyasetten spora her konu hakkında fikir ortaya atıp bunun üzerinde konuşabiliyorlar. Bu tartışmalar ne kadar verimli olabilir bilemiyorum ama aynı tartışma ortamı bugün olduğu gibi sosyal medyaya taşınmış durumda. Tabi biraz fazlasıyla...
Facebook, dünyanın en büyük içerik üreticisi konumunda olsa bile onu bu konuma getiren faktör kullanıcılarıdır çünkü Facebook kendisini zirveye taşıyan içerikleri kendisi üretmiyor, kullanıcıları üretiyor. Her gün yapılan binlerce paylaşım peşinden milyonlarca yorumu getirmekte. Yorumları paylaşımların türüne göre kategorize edebiliriz. Özellikle bir fikri savunan veya çürütmeye çalışan paylaşımlarda daha hararetli yorumlarla karşılaşmaktayız. Bu yorumlar arasında seviyeli yorumlar görsek de çoğunluğu küfürlü ve konuya herhangi bir katkısı olmayan yorumlar oluşturmaktadır. Bu mecrada donanımsız ve yeterli bilgiye sahip olmayan insanları tespit etmek de çok kolaydır.
Yorumların seviyesinden bahsetmişken sosyal medya mecralar, belirledikleri bir kaç sınır dışında yapılan her türlü yoruma saygı göstermekte ve kullanıcılarını bu sınırları aşmamaları durumunda pekte kısıtlamamaktadır. Bu serbestlik demokratik bir tartışma ortamı oluştururken yorumların yer aldığı paylaşımları yapan kullanıcıların tutumları da önemlidir çünkü tarafsız bir paylaşım daha makul ve daha kabul görür geri bildirimler alabilirken taraflı ve karşı düşünceyi karalayan paylaşımlar olumsuz ve gereksiz geri bildirimler alabilmektedir.
İnternet kullanımı yaygınlaştıran ve bunu bir popüler kültür haline getiren unsur ise hiç şüphesiz sosyal medyadır. Bugün yoldan çevirdiğiniz herhangi bir vatandaşın en az bir tane sosyal medya hesabı olma olasılığı olmama olasılığından fazladır. Ülkemizde ilk popülerleştiği yıllarda sadece gençlerin ilgi odağı olabilen sosyal medya siteleri zamanla daha geniş yaş gruplarına hitap etmeye başladı. Özellikle Facebook'a baktığımız zaman 18-24 yaş aralığındaki kitlenin yerini artık daha yetişkin kitlelerin aldığını görüyoruz. Yaş aralığı ve geçirilen vakit arttıkça da sosyal medya sitelerinin kullanım amaçları farklılaşıyor. Üretkenlik ve paylaşım yerini tartışmalara ve hatta kavgalara bırakmaya başladı...
Eskiden bir konu tartışılırken tercih edilen en uygun ortamlara ev ortamını veya kahvehaneleri verebiliriz. Sonuçta kahvehane kültürü bugün hala devam etmekte ve kahvehanelere giden insanlar siyasetten spora her konu hakkında fikir ortaya atıp bunun üzerinde konuşabiliyorlar. Bu tartışmalar ne kadar verimli olabilir bilemiyorum ama aynı tartışma ortamı bugün olduğu gibi sosyal medyaya taşınmış durumda. Tabi biraz fazlasıyla...
Facebook, dünyanın en büyük içerik üreticisi konumunda olsa bile onu bu konuma getiren faktör kullanıcılarıdır çünkü Facebook kendisini zirveye taşıyan içerikleri kendisi üretmiyor, kullanıcıları üretiyor. Her gün yapılan binlerce paylaşım peşinden milyonlarca yorumu getirmekte. Yorumları paylaşımların türüne göre kategorize edebiliriz. Özellikle bir fikri savunan veya çürütmeye çalışan paylaşımlarda daha hararetli yorumlarla karşılaşmaktayız. Bu yorumlar arasında seviyeli yorumlar görsek de çoğunluğu küfürlü ve konuya herhangi bir katkısı olmayan yorumlar oluşturmaktadır. Bu mecrada donanımsız ve yeterli bilgiye sahip olmayan insanları tespit etmek de çok kolaydır.
Yorumların seviyesinden bahsetmişken sosyal medya mecralar, belirledikleri bir kaç sınır dışında yapılan her türlü yoruma saygı göstermekte ve kullanıcılarını bu sınırları aşmamaları durumunda pekte kısıtlamamaktadır. Bu serbestlik demokratik bir tartışma ortamı oluştururken yorumların yer aldığı paylaşımları yapan kullanıcıların tutumları da önemlidir çünkü tarafsız bir paylaşım daha makul ve daha kabul görür geri bildirimler alabilirken taraflı ve karşı düşünceyi karalayan paylaşımlar olumsuz ve gereksiz geri bildirimler alabilmektedir.
Siyaset ve spor bugün gündemin kanayan yaraları olarak karşımıza çıkıyor çünkü insanlar kendileri nasıl düşünüyorlarsa karşı tarafında kendisi gibi düşünmesini bekliyor ve bu beklentisini karşı tarafa göstermediği saygıyı karşı taraftan bekleyerek gerçekleştiriyor. Günümüz siyasi tartışmaları genellikle iktidar partisi ile muhalefet partisi fanatikleri tarafından umarsızca gerçekleştiriliyor. Bunu örnekle açıklamak gerekirse; X partisi taraftarı bir birey partisinin olumsuz hiçbir yaptırımı kabullenmezken kendi görüşüne zıt bir partinin en ufak bir gafını bile yere göğe sığdıramayarak bunu bir sağlık sorunu haline bile getirebiliyor.
Klavye başında ekranın gerisinde tamamen kendisi ile alakasız bir profil ile hem siyasetçiler hakkında hemde bu siyasetçileri destekleyenler hakkında atıp tutabilen insanlar yer yer gülünç yer yer anlamsız davranışlarda bulunsalar da bunu site sahiplerinin yarattığı serbest ortama değil kullanıcıların orada bulunma amaçlarına ve tartışma kabiliyetlerine bağlamak pekte yanlış bir karar olmaz...
30 Kasım 2017 Perşembe
İletişim "D"ilimi
Günümüzde iletişim bilimi sadece ilgilenenlerin fikir sahibi olabildiği bir alandır. Yani işin içinde değilseniz olup biteni kavramakta biraz zorlanabilirsiniz. Teknik terimler dışında anlatılanları anlamakta zorlanmazsınız ama ortaya bir şeyler koymak güçtür. Bu güçlüğü ortadan kaldırmak adına iletişim bilimleri ve kuramlar, iletişim fakültelerinde öğrencilere aktarılır. Benim şahsi görüşüm; gazetecilik bölümü gazeteci, reklamcılık bölümü reklamcı yetiştirmez. Bu bölümler iletişimci yetiştirir. Mezun olan öğrenci kendini yetiştirdiği alana yönelir. İletişim bilimini iyi öğrenen ve pratiğe dökebilen sektörün ayakta kalanlarından olur, adı üstüne iyi iletişim kurar.
Ülkemizde sayıca fazla iletişim fakültesi ve buna oranla fazlaca iletişim fakültesi öğrencisi bulunmaktadır. İstatistiklere bakıldığı zaman tek bir iletişim fakültesi bütün sektörün ihtiyacını giderebilir. Bu orantısızlık içinde "iş sahibi olabilmek" biraz zorlaşıyor çünkü ciddi anlamda ince bir elekten geçmeye çalışmaktayız. Kendimizi tek bir alanda değil her alanda yetiştirmek zorundayız. Yani iletişim bilimine ve iletişim kuramlarına hakim olmak bir şeye yetmiyor maalesef.
Günümüz sektöründe yer alan iletişimcilerin çoğu "alaylı" olarak adlandırılmakta. Yani iletişim eğitimi almamış ama işin içinde yetişip bugünlere gelebilmiş kişiler. Bugün biz iletişim öğrencilerini elekten geçirecek olan medya büyükleri alaylı olmakla birlikte hala daha alaylı olarak yetişen ve sektöre yerleşenler yüzünden mezun olarak bir yerlere gelmek isteyenlerin önü kesiliyor...
1 Kasım 2017 Çarşamba
Nasıl Kokuyor?
Kozmetik sektörü günümüzde en çok harcamanın yapıldığı ve pazarlama teknikleri açısından çeşidin az ama etkili kullanıldığı nadir sektörlerden biri. Bildiğimiz gibi kozmetik ürünleri daha çok yüz güzelliği ile alakalı olup doğrudan dışarıdan daha etkili bir görünüm kazanılması sağlamaktan ibaret ürünlerdir. Dolayısıyla kozmetik ürünlerin reklamlarında da dış görünüşü ön plana çıkartan unsurların kullanılmasına dikkat edilir. Çünkü günümüzde gerek kadın gerek erkek dış görünüşüne kendisini tatmin etmek veya iyi bir görünüm sahibi olmak için değil, karşı cinsi etkilemek ve onunla istediği şekilde yakınlaşabilmek için dikkat eder. Kozmetik ürünlerine harcanan paranın ve bulunulan talebin öncelikli nedeni budur.
Hazır talepten bahsetmişken, insanlar firmalardan kendilerini istediklerini görünüme kavuşturabilecek ürünler beklemekte, hatta sosyal medya üzerinden bu firmaların sayfalarına bakarsak kullanıcıların geri bildirimleri de bu durumu gözler önüne sermekte. Reklam şirketleri de bu konuda tüketicileri nasıl etki altına alacaklarını biliyorlar ki reklamlarda kullanılan figürler genellikle birbirlerine benzemekte. Açık giyimli kadınlar, yarı çıplak erkekler, tahrik edici hareketler... Kısaca cinselliği ve şehveti ön plana getiren ve bunu bilinçaltına işleyen unsurlar göze çarpıyor. Bu anlamda özellikle parfüm reklamları kendini göstermekte. Çünkü güzel kokmanın karşı cinsi etkileyen önemli unsurlar arasında yer aldığını bir çoğumuz kabul etmiş durumdayız.
Tüketicinin kabullendiği durumlar reklamcılar için önemlidir çünkü reklamcıların elinde bu durumlara hitap edebilecek bir çok malzeme bulunmaktadır. Başta kadın bedeni olmak üzere çıplaklığı, cinselliği ve şehveti düşündürecek reklamlar hemen hemen her alanda kendini göstermekte ve hedef kitlesini istekli bir şekilde bu ürünlere doğru çekmektedir.
Hazır talepten bahsetmişken, insanlar firmalardan kendilerini istediklerini görünüme kavuşturabilecek ürünler beklemekte, hatta sosyal medya üzerinden bu firmaların sayfalarına bakarsak kullanıcıların geri bildirimleri de bu durumu gözler önüne sermekte. Reklam şirketleri de bu konuda tüketicileri nasıl etki altına alacaklarını biliyorlar ki reklamlarda kullanılan figürler genellikle birbirlerine benzemekte. Açık giyimli kadınlar, yarı çıplak erkekler, tahrik edici hareketler... Kısaca cinselliği ve şehveti ön plana getiren ve bunu bilinçaltına işleyen unsurlar göze çarpıyor. Bu anlamda özellikle parfüm reklamları kendini göstermekte. Çünkü güzel kokmanın karşı cinsi etkileyen önemli unsurlar arasında yer aldığını bir çoğumuz kabul etmiş durumdayız.
18 Ekim 2017 Çarşamba
Kılıcın Gücü Adına
Bilgisayar oyunları dediğim zaman herkesin aklında farklı fikirler canlanabilir. Eminim birçok okurum bilgisayar oyunlarını vakit kaybı olarak görecektir. Bana sorarsanız bilgisayar oyunları günlük hayatın stresinden ve rutin can sıkıntısından kaçmak için sigara ve alkolden daha etkili bir faktör. Her ne kadar beyni uyuşturduğu konusunda hemfikir olsakta bazen bir şeylere kendimizi kaptırmanın birçok sıkıntıyı bertaraf edebileceği görüşüme sizlerden destek beklemekten çekinmeyeceğim. Teknoloji geliştikçe oyunlarda gelişmekte ve daha tatmin edici bir hal almaya başlamaktadır. Bu tatmin ediciliğe doğru orantılı olarak oyuncuların beklentileri de artmaktadır.
Hazır oyuncu kavramından bahsetmişken alışveriş sitelerindeki bilgisayar ekipmanlarının olduğu bölümlerde oyuncular için özel kategoriler bulunmakta. Kategorilere göz gezdirirken görsel olarak cezbedici ve bir o kadar pahalı ürünlerle karşılaşmaktayız. Bu pahalılığın sebebini bu ekipmanların satılırken müşterinin gözüne lüks ürünlermiş gibi sokulmaya çalışılmasına bağlıyorum. Özellikle bu ürünlerin reklamlarına bakarsanız sanki her bilgisayar oyuncusunun ayrı ayrı bütün ekipmanlara sahip olması gerektiğini düşünmeye başlayabilirsiniz. Malzeme kalitesi açısından inceleyince oldukça başarılı bulduğum bu ürünlerin fiyatlarını kabartan şeyin marka değeri olduğu konusunda da iddialaşabilirim.
Güç Sende Artık
İlk etapta oyuncu ekipmanlarından bahsettik ama son zamanlarda televizyon reklamlarında Casper markasına ait Excalibur adlı dizüstü bilgisayar modeline rastlamaktayız. Dizüstü bilgisayar dediğime bakmayın. Taş gibi oyuncu bilgisayarı. Teknik açıdan oldukça üst düzey özelliklere sahip olan bilgisayarın dış görüntüsü de oldukça cezbedici. 1 dakikalık reklam filmini izleyince teknik özelliklerin yanı sıra ses ve görüntü açısından da oldukça tatmin edici olduğu görüyoruz.
Bu reklam filminde daha da ilgi çekici unsurlar gözüme çarptı; bir takım mitolojik semboller ve bu sembollerin eşlik ettiği Excalibur adı. Önce Excalibur adından bahsedelim. Excalibur, Britanya mitolojisinde yer alan Kral Arthur'a Gölün Hanımı tarafından verilen efsanevi bir kılıcın adıdır. Kılıç bir taşa saplıdır ve Kral Arthur kılıcı taştan çıkarttıktan sonra kılıcın gücüne sahip olur.
Reklamın ilk sahnesinde karşımıza kuleyi andıran bir yapı çıkmakta. Mitolojik kavramlara ilgili olan izleyiciler bu yapıyı Excalibur'un saplandığı taşın olduğu yer olarak akıllarında canlandırabilir. Bunun konumuzla ne ilgisi var diye soracak olursanız da olayı şöyle bağlamak isterim. Excalibur'a sahip olan kralın aynı zamanda kılıcın gücüne de sahip olacağını da biliyoruz. Capser firması bu reklamıyla, Excalibur model bilgisayara sahip olan oyuncuların oyunlardaki gerçek güce sahip olacakları düşüncesini bilinçaltımıza yerleştimek istiyor şeklinde yorumlayabiliriz.
Ayrıca reklamın ilerleyen saniyelerinde yuvarlak oluşturacak şekilde sıralanmış bir kaç tane Excalibur bilgisayar görmekteyiz. Yine mitolojik kavramları karıştıracak olursak Tapınak Şovalyeleri aklımıza geliyor. Dünya çapında güce sahip olduğunu bildiğimiz bu oluşum da mitolojik ögeler arasında önemli bir yer tutmakta. Her ne kadar uç bir örnek olarak görünse de biraz irdeledikçe bunun reklamların bilinçaltımızda kapladığı yerin önemine bağlayabiliriz.
11 Ekim 2017 Çarşamba
Paranı Ver ve Beni Satın Al
Paranı Ver ve Beni Satın Al
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu alanda yayın yapan bir çok dergi bulunmaktadır. Günümüzde internet kültürünün yaygınlaşması ve e-dergilerin kullanımının artması ile her ne kadar görmeleri gereken değeri göremesede dergiler, teknoloji ile içli dışlı olanların gözdesi olmaya devam ediyor.
Teknoloji dergileri genel olarak yeni çıkan teknolojileri değerlendiren, ürünleri karşılaştıran ve kullanıcıya yönelik yorumlar yapan, teknik sorunlardan ve çözümlerinden bahseden dergilerdir. Ülkemizde 1996 yılından beri kesintisiz olarak yayın yapan CHIP dergisi bu konuda ülkemizde işini iyi yapan sayılı markalar arasında. Derginin Aralık 2016 sayısı, kapağındaki ön izlemeler sayesinde kendisini pazarlamayı çok iyi başarmıştı.
Tamire etmeye ve o sıralar yükselişte fakat bir o kadar da pahalı olan SSD'lere olan merakım içerikte yer alacak olan program tanıtımlarını ve SSD karşılaştırmalarını az çok tahmin etmemi sağlıyordu.
Dergiyi açar açmaz karşıma Vodafone'un iPhone 7 kampanyası çıktı. iPhone 7 yeni çıkmıştı ve herkes onu merak ediyordu. Onu derginin iç kapağına yerleştirmek gayet mantıklı bir seçim gibi görünüyor. Devam edince derginin giriş kısmından sonra bitmeyen kartuş adı altında bir yeniliğe imza atan Epson marka yazıcılar karşımıza çıkıyor. Devamında ise Starbucks'ın mobil uygulaması, Play Station 4 oyun konsolu, Samsung hafıza kartı ve döküman çözümleri sunan bir firmanın reklamı ile karşılaşıyoruz. Derginin ilk 10-12 sayfalık kısmı 1 sayfa içerik-1 sayfa reklam döngüsünden oluşuyor.
Zengin içeriği ile her zaman beğenimi kazanan dergi içeriklerine genel teknolojik ürün değerlendirmelerine ve çeşitli tanıtımlara yer veriyor. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var eğer odağımıza reklamı alarak bu yazıları incelersek bütün dergiyi reklamdan ibaret görme hatasına düşeriz çünkü bir eksikten veya bir teknolojik gelişmeden bahsederken o eksikliğe neden olan veya gelişmeyi yapan firmadan da bahsetmek zorundayız.
Neye Göre Kime Göre
Bilgi: SSD'ler yeni nesil depolama birimleridir ve zamanla HDD'lerin (Hard Disk) yerini almaya başlayacaktır.
6 markanın ürettiği 6 adet SSD fiyat-performans-kapasite çatısı altında değerlendirildi ve puanlandırılarak sıraya koyuldu. Burada sormam gereken ilk soru bu değerlendirmeyi kim neye göre yaptı ve puanlandırdı. Teknik olarak baktığımız zaman daha iyi olan ürünle iyi olan ürün arasındaki farklar çok küçük değerlerde ki farklar. Dolayısıyla benim gözüm ilk olarak en üst sıradaki ürüne değil fiyatı cebime daha uygun olan ürüne gitmektedir.
Devam ettikçe hemen hemen 5-6 sayfada bir tam sayfa reklam ile karşılaşmaktayız ve içeriklerde ürün karşılaştırmalarına sıkça yer verilmiş. Ürün hakkındaki değerlendirme olayı tamamın işi yapan kişiye kalmış bir şeydir. Genele yönelik bir değer vermek zordur çünkü elde edeceğiniz sonuç herkesi tatmin etmeyecektir. Mesela beni. Benim okurken en çok özen gösterdiğim kısımlardan biri derginin tam ortasıdır. Orta kısımda tam 5 sayfada dolu dolu karşılaştırmalı rehber bulunmakta. Rehberi inceleyince oldukça faydalı olduğunu gördüğümü ve pekte reklam kokmadığını söyleyebilirim.
Derginin yarısından sonraki reklamlar konu dışına çıkmış bu reklamlarda da başka dergilere yer verilmiş. Özellikle bunlardan birisini tam sayfa kullanmak yerine sayfada bir sütun olarak yerleştirmişler. Buradan reklam verenlerin reklam için yeterince bütçe ayırmadığını veya ayırmak istemediğini anlayabiliriz.
Sonlara yaklaştıkça da nasıl yapılır tarzı yazılar gözümüze çarpıyor. Bence nasıl yapılır tarzı yazılar en faydalı yazı türüdür benim için. Hatta çoğu dergiyi o ay için nasıl yapılır içeriklerine göre tercih ederim. Devam eden içerik döngüsü arka kapakta yer alan önlü arkalı reklam ile sonlanmakta.
Bonus
Aynı satın aldığım ve CHIP dergisi ile aynı yayın organına mensup PC Net dergisi için bir nokta dikkatimi çekti: Aynı reklamlar...
Aynı yayın organına mensup dergiler anladığım kadarıyla farklı reklam verenlerle çalışmıyor. Yayın organı aldığı reklamlara iki derginin hemen hemen aynı sayfalarında yer vermiş. Aynı markaların reklamları, aynı dergilerin reklamları. Arka kapakta yer alan reklam bile aynı.
4 Ekim 2017 Çarşamba
Medya ve Dönüşüm
Günlük yaşantımızda medya kavramı herkes için farklı anlamlar ifade edebilir. Kimi insan medya kavramını hayatının merkezine yerleştirmişken kimi mesafesini korumakta kimi insan da tümden kaçmaya çalışmaktadır. Fakat ister istemez medya hayatımızın her alanında yerini almış bulunmakta. Günümüzde ise medya dendiği zaman akıllara direkt sosyal medya kavramı ve sosyal paylaşım siteleri gelmektedir. Bunu popüler kültürün bir getirisi olarak veya bir çeşit yozlaşma olarak da görebiliriz. Sonuç olarak sosyal olsun olmasın medya organları sayesinde her gün çeşitli enformasyonlara maruz kalabilmekteyiz. Çünkü eskiden radyo, televizyon ve gazetelerin gördüğü haberleşme ve iletişim görevini bugün internet bağlantısı olan bilumum elektronik cihazlar üstlenmiş durumdadır.
Kullanıcılar sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlar ile kendi hesaplarını bir medya organıymış gibi kullanabilirler bunu düzenli bir şekilde yaptıkları taktirde belirli bir takipçi kitlesi de edinebilirler. Buradan medyanın içinde bulunduğu dönüşümü tam olarak olmasa bile kullanıcıların kullanım alışkanlıklarına bağlamak mümkün gibi görünüyor.
Televizyon izlemeyen biri olarak yavaş yavaş gazeteden de uzaklaştığımı fark ettiğimde artık bir bilgisayar bağımlısıydım. Günümün hatırı sayılır bir kısmını internet başında geçirmeye başlamış ve her türlü veriye internet üzerinden ulaşan biri olarak medyadaki dönüşüm zincirinin bir halkası olduğumu söyleyebilirim. Eminim benim gibi birçok kişi de bu düşünceyi paylaşmaktan çekinmeyecektir. Çünkü şöyle bir bakınca internet başında geçirilen zamanı bir süre sonra kayıp zaman olarak değerlendirebiliriz.
Özetlemek gerekirse medyaya karşı tutumumuzu ne kadar vakit harcadığımızdan ziyade ne yaptığımız yönünde değerlendirmemiz daha sağlıklı olacaktır. Saatlerce fotoğraf beğenmek, tweet atmak, durum güncellemesi yapmak yerine 15 dakika haber okumak en azından dünyada olup bitenden haberdar olmamızı sağlayacaktır.
Kullanıcılar sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlar ile kendi hesaplarını bir medya organıymış gibi kullanabilirler bunu düzenli bir şekilde yaptıkları taktirde belirli bir takipçi kitlesi de edinebilirler. Buradan medyanın içinde bulunduğu dönüşümü tam olarak olmasa bile kullanıcıların kullanım alışkanlıklarına bağlamak mümkün gibi görünüyor.
Televizyon izlemeyen biri olarak yavaş yavaş gazeteden de uzaklaştığımı fark ettiğimde artık bir bilgisayar bağımlısıydım. Günümün hatırı sayılır bir kısmını internet başında geçirmeye başlamış ve her türlü veriye internet üzerinden ulaşan biri olarak medyadaki dönüşüm zincirinin bir halkası olduğumu söyleyebilirim. Eminim benim gibi birçok kişi de bu düşünceyi paylaşmaktan çekinmeyecektir. Çünkü şöyle bir bakınca internet başında geçirilen zamanı bir süre sonra kayıp zaman olarak değerlendirebiliriz.
Özetlemek gerekirse medyaya karşı tutumumuzu ne kadar vakit harcadığımızdan ziyade ne yaptığımız yönünde değerlendirmemiz daha sağlıklı olacaktır. Saatlerce fotoğraf beğenmek, tweet atmak, durum güncellemesi yapmak yerine 15 dakika haber okumak en azından dünyada olup bitenden haberdar olmamızı sağlayacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







