21. yüzyıl dünyası bir nevi modern dayatmaların dünyası olmuş durumda. Kapitalist düzen maddi doyumsuzluklarını tatmin etmek adına bir takım davranışları kültürel anlamda yerleştirmek amacıyla kitle iletişim araçlarını kullanıyor. Günümüz Türkiyesinde kitle iletişim araçlarının başını yıllardır olduğu gibi hala televizyon çekmekte ve bu yeni nesil kültürel ögeleri popüler kültür adı altında aşılamanın en makul aracıda televizyon. Televizyon sektörünün en büyük payını dizi ve reklam sektörleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla Türkiye'de ki izleyici kitlesinin önemli bir çoğunluğu vakitlerinin büyük bir kısmını dizi izleyerek geçiriyor.
Televizyon dizilerine bakıldığı zamanda günümüz senaryoları genellikle birbirini tekrar etmekte ve diziler birbirine benzemekte. Uyarlamalar dışında dizilere bakarsak diziler arasında pek belirgin farklar göremiyoruz. Dizilerden birine örnek vermek gerekirse aklıma No:309 geliyor. Çarşamba günleri yayınlanan dizi 2 sezondan ve 65 sezondan oluşmakta. İçeriğine baktığım zaman gözüme ilk olarak evlilik dışı bir ilişki ve bunun sonucunda evlenmek durumunda kalan bir ikiliyle karşılaşıyoruz. Tabi ki de ikiliden biri holding sahibi zengin bir iş adamı ve ortada yüklenilmek istenen bir servet var. Bunun yanında günlük hayatta da karşılaşılması mümkün olan evlendikten sonra zengin olan fakir kadının hayatındaki değişimde var tabi.
Diziler izlendikçe ekran da görülen her türlü meta veya davranış biçimi birer özentilik havası yaratmakta ve insanlara bu tarz durumlar normal ve basit gelmekte. Birçok kişi yaşadıkları hayatın bir televizyon dizisinden bir kurgudan ibaret olmadığının farkına varmadan ekranda gördüklerini hayatlarında uygulamaya çalışıyorlar ve genellikle başarısız oluyorlar. Bunun sonucunda bunalıma giren insanlar, kendilerini istedikleri gibi tatmin edememenin verdiği üzüntüyle bu popülaritenin içinde yer alma hırsıyla saplandıkları bataktan çıkamaz hale geliyorlar. Bu yüzden kültür kavramı yerini psikolojik zulüme bırakıyor.
