Sayfalar

14 Aralık 2017 Perşembe

Popüler Zulüm

21. yüzyıl dünyası bir nevi modern dayatmaların dünyası olmuş durumda. Kapitalist düzen maddi doyumsuzluklarını tatmin etmek adına bir takım davranışları kültürel anlamda yerleştirmek amacıyla kitle iletişim araçlarını kullanıyor. Günümüz Türkiyesinde kitle iletişim araçlarının başını yıllardır olduğu gibi hala televizyon çekmekte ve bu yeni nesil kültürel ögeleri popüler kültür adı altında aşılamanın en makul aracıda televizyon. Televizyon sektörünün en büyük payını dizi ve reklam sektörleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla Türkiye'de ki izleyici kitlesinin önemli bir çoğunluğu vakitlerinin büyük bir kısmını dizi izleyerek geçiriyor.

Televizyon dizilerine bakıldığı zamanda günümüz senaryoları genellikle birbirini tekrar etmekte ve diziler birbirine benzemekte. Uyarlamalar dışında dizilere bakarsak diziler arasında pek belirgin farklar göremiyoruz. Dizilerden birine örnek vermek gerekirse aklıma No:309 geliyor. Çarşamba günleri yayınlanan dizi 2 sezondan ve 65 sezondan oluşmakta. İçeriğine baktığım zaman gözüme ilk olarak evlilik dışı bir ilişki ve bunun sonucunda evlenmek durumunda kalan bir ikiliyle karşılaşıyoruz. Tabi ki de ikiliden biri holding sahibi zengin bir iş adamı ve ortada yüklenilmek istenen bir servet var. Bunun yanında günlük hayatta da karşılaşılması mümkün olan evlendikten sonra zengin olan fakir kadının hayatındaki değişimde var tabi.



Diziler izlendikçe ekran da görülen her türlü meta veya davranış biçimi birer özentilik havası yaratmakta ve insanlara bu tarz durumlar normal ve basit gelmekte. Birçok kişi yaşadıkları hayatın bir televizyon dizisinden bir kurgudan ibaret olmadığının farkına varmadan ekranda gördüklerini hayatlarında uygulamaya çalışıyorlar ve genellikle başarısız oluyorlar. Bunun sonucunda bunalıma giren insanlar, kendilerini istedikleri gibi tatmin edememenin verdiği üzüntüyle bu popülaritenin içinde yer alma hırsıyla saplandıkları bataktan çıkamaz hale geliyorlar. Bu yüzden kültür kavramı yerini psikolojik zulüme bırakıyor.

7 Aralık 2017 Perşembe

Kadın Yapar

Geçmişten beri süregelen ve toplumsal bir oyuk haline gelen bir mesele, aslında her ne kadar kendisi bir mesele olmasa da çeşitli zihniyetler yüzünden bu durum bir mesele haline getiriliyor. Kadının toplumdaki yeri...

Dünyada ve ülkemizde kadının toplumdaki yeri hep geri planda kalmıştır. Aynı durum içinde bulunduğumuz medya camiası için de geçerli. Medya kuruluşlarındaki kadın çalışanların sayısına baktığımız zaman direkt olarak bir eşitsizlik göze çarpmakta. Bunu birçok sebebe bağlamak mümkün. Geçmişten gelen "kadın çalışmaz" düşüncesi, yapılan işin erkek işiymiş gibi görülmesi, kadının bu meslek profiline uygun görülememesi hatta talebin yetersiz olması bile diyebiliriz.

Çalışma koşullarında yer alan bir takım tehdit unsurları da kadınları bu sektörden uzak tutabiliyor. Özellikle erkek çalışan sayısının fazlalığı kadın çalışanları tedirgin edebiliyor. Kadın birey her an kendini savunamayacağı düşüncesi ile bir çok işten kaçınabiliyor. Buradaki eksikliği kadının savunmasızlığına değil kadını böyle bir durum içine sürükleyen yapıya yüklemek daha doğru olur.

Ülkemizde kadına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 83. yıl dönümünde fakültemizde gerçekleştirilen bir etkinliğe katılan 3 kadın katılımcı olan Elif Çavuş, Meryem Akgün, Nurgül Günaydın'da bizlerle mesleğe atılma ve bugünlere gelene kadar başlarından geçen serüvenleri biz gazeteci adayları ile paylaştılar. Oldukça başarılı geçmişlere sahip olan bu gazeteciler bizlere bu mesleği kadınlarında ne kadar iyi yapabileceğini gösterdi.

Daha önce yer yer kadınların bu sektöre atılım göstermelerini sağlamak için bir takım girişimlerde bulunulmuş olasa da bu çabalar sonuçsuz kalmıştır. Toplumu ilgilendiren bir meselenin amacına en uygun şekilde ulaşabilmesi için erkek eli kadar kadının da elinin o meseleye değmesi lazım. Bunun için yapılan girişimlerin sayısının artmasının verimli olabileceği gibi katılımcı kesimlerinde seslerini daha iyi duyurabilmek adına daha iyi çalışmalara imza atmaları gerekmektedir.

6 Aralık 2017 Çarşamba

Bordo Klavye

Kitle iletişim araçlarının kullanım oranları her geçen gün arttıkça bu araçların kullanım alanları da bir o kadar artış göstermekte. Ülkemizde de kitle iletişim araçlarının kullanımına yoğun bir ilgi var. Özellikle internet kullanımı her geçen yıl katlanarak artıyor. İstatistiklere baktığımız zaman internet kullanım oranının %66 olduğunu ve her 10 haneden 8'inde internet kullanıldığını görüyoruz. (TÜİK)

İnternet kullanımı yaygınlaştıran ve bunu bir popüler kültür haline getiren unsur ise hiç şüphesiz sosyal medyadır. Bugün yoldan çevirdiğiniz herhangi bir vatandaşın en az bir tane sosyal medya hesabı olma olasılığı olmama olasılığından fazladır. Ülkemizde ilk popülerleştiği yıllarda sadece gençlerin ilgi odağı olabilen sosyal medya siteleri zamanla daha geniş yaş gruplarına hitap etmeye başladı. Özellikle Facebook'a baktığımız zaman 18-24 yaş aralığındaki kitlenin yerini artık daha yetişkin kitlelerin aldığını görüyoruz. Yaş aralığı ve geçirilen vakit arttıkça da sosyal medya sitelerinin kullanım amaçları farklılaşıyor. Üretkenlik ve paylaşım yerini tartışmalara ve hatta kavgalara bırakmaya başladı...

Eskiden bir konu tartışılırken tercih edilen en uygun ortamlara ev ortamını veya kahvehaneleri verebiliriz. Sonuçta kahvehane kültürü bugün hala devam etmekte ve kahvehanelere giden insanlar siyasetten spora her konu hakkında fikir ortaya atıp bunun üzerinde konuşabiliyorlar. Bu tartışmalar ne kadar verimli olabilir bilemiyorum ama aynı tartışma ortamı bugün olduğu gibi sosyal medyaya taşınmış durumda. Tabi biraz fazlasıyla...


Facebook, dünyanın en büyük içerik üreticisi konumunda olsa bile onu bu konuma getiren faktör kullanıcılarıdır çünkü Facebook kendisini zirveye taşıyan içerikleri kendisi üretmiyor, kullanıcıları üretiyor. Her gün yapılan binlerce paylaşım peşinden milyonlarca yorumu getirmekte. Yorumları paylaşımların türüne göre kategorize edebiliriz. Özellikle bir fikri savunan veya çürütmeye çalışan paylaşımlarda daha hararetli yorumlarla karşılaşmaktayız. Bu yorumlar arasında seviyeli yorumlar görsek de çoğunluğu küfürlü ve konuya herhangi bir katkısı olmayan yorumlar oluşturmaktadır. Bu mecrada donanımsız ve yeterli bilgiye sahip olmayan insanları tespit etmek de çok kolaydır.

Yorumların seviyesinden bahsetmişken sosyal medya mecralar, belirledikleri bir kaç sınır dışında yapılan her türlü yoruma saygı göstermekte ve kullanıcılarını bu sınırları aşmamaları durumunda pekte kısıtlamamaktadır. Bu serbestlik demokratik bir tartışma ortamı oluştururken yorumların yer aldığı paylaşımları yapan kullanıcıların tutumları da önemlidir çünkü tarafsız bir paylaşım daha makul ve daha kabul görür geri bildirimler alabilirken taraflı ve karşı düşünceyi karalayan paylaşımlar olumsuz ve gereksiz geri bildirimler alabilmektedir.



Siyaset ve spor bugün gündemin kanayan yaraları olarak karşımıza çıkıyor çünkü insanlar kendileri nasıl düşünüyorlarsa karşı tarafında kendisi gibi düşünmesini bekliyor ve bu beklentisini karşı tarafa göstermediği saygıyı karşı taraftan bekleyerek gerçekleştiriyor. Günümüz siyasi tartışmaları genellikle iktidar partisi ile muhalefet partisi fanatikleri tarafından umarsızca gerçekleştiriliyor. Bunu örnekle açıklamak gerekirse; X partisi taraftarı bir birey partisinin olumsuz hiçbir yaptırımı kabullenmezken kendi görüşüne zıt bir partinin en ufak bir gafını bile yere göğe sığdıramayarak bunu bir sağlık sorunu haline bile getirebiliyor. 

Klavye başında ekranın gerisinde tamamen kendisi ile alakasız bir profil ile hem siyasetçiler hakkında hemde bu siyasetçileri destekleyenler hakkında atıp tutabilen insanlar yer yer gülünç yer yer anlamsız davranışlarda bulunsalar da bunu site sahiplerinin yarattığı serbest ortama değil kullanıcıların orada bulunma amaçlarına ve tartışma kabiliyetlerine bağlamak pekte yanlış bir karar olmaz...